Çevrimiçi üyeler    
Çevrimiçi üyeler :
Çevrimiçi ziyaretçiler :
» Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi » Usta Türk Sanatçıları » Sanatçı Detayı  
Google Sitede
ÜNLÜ TÜRK SANATÇILARI
GÜNÜMÜZ TÜRK SANATÇILARI
ÜNLÜ YABANCI SANATÇILAR
SANATÇI
Adnan TURANI
 
«« Geri dön
 

 

ADNAN TURANİ

(1925, İstanbul - 15 Aralık 2016)

 

İstanbul İlköğretmen Okulu'nu bitirdikten sonra 1948 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nden mezun oldu. 1953'de kazandığı bir devlet bursuyla Almanya'ya gitti. 1959 yılına dek Almanya'nın çeşitli akademilerinde çalıştı, lisans ve uzmanlık öğrenimi gördü. 1972 yılına kadar Gazi Eğitim'de görev aldı. 1972'de Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde doktoraya başladı. 73'de doktor, 78'de doçent oldu. 1986'da Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde profesör oldu ve 1990 yılına dek Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürdü.

 

Yurtdışında ve Türkiye'de bir çok sergi açan Adnan Turani'nin sayısız da ödülü bulunmaktadır. ‘Modern Sanatın Gerçek Çehresi', ‘Sanat Terimleri Sözlüğü', ‘Resim Üzerine', ‘Dünya Sanat Tarihi', ‘Çağdaş Sanat Felsefesi', ‘Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı', ‘Başlangıçtan Bu Güne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi' bugüne dek bize kazandırdığı kitaplarından bazılarıdır. Bu nedenle Andan Turani, ressamlığının yanısıra eğitimci ve yazar olarak da Türk Resim Tarihi'nde her zaman çok önemli bir yere sahip olacaktır.

 

İki kez Devlet Resim Ödülü alan sanatçı, 1992 yılında Yılın Sanatçısı seçildi. 1993 yılında ise Sedat Simavi Ödülünü ve 2001 yılında Çağdaş Sanatçılar Vakfı Onur Ödülünü kazandı. 1998 yılında Anadolu Üniversitesi tarafından onursal doktora ile ödüllendirildi. Ayrıca 2016 yılında Peker Sanat'ın Onur Ödülüne layık görüldü. Adnan Turani 1990’dan itibaren çalışmalarını serbest olarak Ankara’da sürdürmekteydi.

 

Adnan Turani son çalışmalarını Ankara'daki atölyesinde sürdürdü, bu arada yakında yayımlanacak olan bir anı kitabının da son hazırlıklarını yaptı.

 

SANATI HAKKINDA

 

‘....Çevremde gördüklerimden heyecanlanıyorum. Ama ilginç olan, doğa biçiminde bana heyecan veren biçim ve biçimlendirme dili olmaması. İşte, bana düşen ya da benim kendime yüklediğim görev, doğasal biçimi bana heyecan veren biçim haline getirmek. Tabii bu heyecan veren biçimi bulmam, her seferinde bir serüveni, bir didinmeyi, bir araştırmayı yaşamamı gerektiriyor.

Öyle bir serüven ki, bunda doğa biçimi değil, resimsel boya biçimlenmesi, boyayı biçimlendirme; tasvir değil iç yaşantı resmi; doğasal renkler değil, resimsel çarpıcılığın renkleri sizin gönlünüzden çıkıyor.

İtiraf etmem gerekiyor; boyasal heyecan biçiminin araştırılması sırasında gözlerim yaşarıyor. Yaptığım iş, işte böyle bir şey....'