Çevrimiçi üyeler    
Çevrimiçi üyeler : 0
Çevrimiçi ziyaretçiler : 15
» Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi » Usta Türk Sanatçıları » Sanatçı Detayı  
Google Sitede
ÜNLÜ TÜRK SANATÇILARI
GÜNÜMÜZ TÜRK SANATÇILARI
ÜNLÜ YABANCI SANATÇILAR
SANATÇI
Fikret MUALLA
 
«« Geri dön
 

FİKRET MUALLA
(1903, İstanbul – 1967, Nice – Fransa)

1903 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Emine Nevber Hanım, babası Osmanlı Devleti’nin alacaklarını düzenleyen Düyunu Ümumiye ikinci müdürü Mehmet Ekrem Mualla idi.

Annesi, Fikret Mualla’ya hamile kaldığı dönemde hep kız çocuğu beklediği halde bir oğlu olması annenin Fikret Mualla’yı kız çocuğu gibi görüp onun saçlarını uzatması ve kız elbiseleri giydirmesi sanatçının cinsel sapmasına yol açmamış fakat bayanlarla da sağlam bir ilişki kurmasını da engellediği sanılmaktadır. Sanatçı bir ara bir Alman kadını sevmiş, fakat kadın, “Akıllısın, zekisin ama çirkinsin hem de topal” deyip onu terk etmiş. Fikret Mualla’da bu olaydan sonra, “Ben de kendimi içkiye verdim” demiştir.

Fikret Mualla 1915 yılında on iki yaşındayken sağ ayak bileğini kırmış ve yanlış kaynayan bu kırık ayak onun ömür boyu sakat kalmasına sebep olmuştur. Aslında sanatçı hep dayısı gibi futbolcu olup top peşinde koşmak istemiş, fakat geçirmiş olduğu bu elim kaza onun yaşantısını olumsuz yönde etkilemiştir.

Birinci Dünya Savaş’ının son yılında Avrupa’ya yayılan İspanyol gribi Fikret’in ailesine de bulaştı ve annesinin ölümüne sebep oldu. Evde ilk defa Fikret Mualla grip olduğu için annesine hastalığı bulaştırdığını düşündüğünden, hayat boyu annesinin ölümünden kendini sorumlu tuttu. Bu olay da Fikret Mualla’yı derinden etkilemiştir.

Baba Mehmet Ekrem, annenin ölümünün üzerinden kırk gün geçmeden eve başka bir kadın getirdi. Fikret bir gün okuldan kaçarak annesinin yerine koymayı hazmedemediği bu kadını dövdü. Babası bu olaya çok kızmasına rağmen çok kısa bir süre sonra başka bir kadınla yeniden evlendi ve ayni evde yapamayacağını anladığı oğlunu İsviçre – Zürih’e mühendislik eğitimi görmesi için gönderdi. Fakat Fikret bu olayı hep evden uzaklaştırılması olarak algılamış bu yüzden babasına karşı içten içe kin beslemiştir.

Bu arada babası, henüz on yedi yaşında olan ve hayatı kazanma çabasından oldukça uzak Mualla’ya altın karşılığı Türkiye’den para göndermiş onun rahat bir hayat yaşamasını sağlamaya çalışmıştı. Fikret’in yaşamış olduğu olumsuz olaylardan kaynaklanan psikolojik bozukluğu ve çalışmadan yediği baba parası onu alkole doğru itti. Çevresinde sadece onun içkisini içmek için bir araya gelen meyhane dostları oluştu. Dolayısıyla babadan gelen hazır para ona yetmemeye başladı.

Fikret Mualla kısa bir süre sonra İsviçre’den Almanya’ya geçmiş, mühendislik sevdasından vazgeçip, özgürlük yolu olan sanatı, yani resmi seçmişti. Bir ara Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam ettiği ve Avrupa’da birçok müzeyi dolaştığı biliniyor.

Sanatçı resimlerini hiçbir ekole bağlı kalmadan kendi kafasında oluşturduğu biçimde genellikle guvaş tekniği ile kağıtlara yapıyor, fakat kendisinin beğendiği bu resimler başkaları tarafından hiç ilgi görmüyordu.

Fikret Mualla, ilk defa 1928 yılında, Berlin’de “Alkolik Deliriyum” teşhisiyle vücudunun alkolden temizlenmesi “Desintoksinasyon” amacıyla akıl hastanesine yatırıldı. Artık polis için istenmeyenler listesine girmişti. Kısa bir süre sonra Almanya’dan sanatın merkezi Fransa’ya geçti. Parasızlık burada da onun yakasını bırakmadı. Babasından da artık düzenli olarak para gelmiyordu.
Tek yapabileceği yine Türkiye’ye geri dönmek tek çalışabileceği iş ise Maarif Vekilliği’nde resim öğretmenliği yapmaktı. Fakat bu iş için kafaca sağlam raporu alması gerekiyordu. İstanbul Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi’nde üç gün müşahede altında kalması gerekiyor fakat Fikret Mualla bu işten çok çekiniyordu. Neyzen Teyfik de burada bir müddet dinlenirdi deyip Mualla’yı ikna etmeyi başardılar ve üç gün sonunda hastaneden akıllı raporu alarak çıktı.
Böylece Ayvalık Ortaokulu resim öğretmenliğine atandı. Zor bulduğu bu öğretmenlikten, “ Elektiriği olmayan şehirde resim hocasına da ihtiyaç yoktur,” deyip istifa etti.

Uzun bir süre serbest ressam olarak kendini ispatlamaya çalıştı. Avrupa’daki kötü imajı Türkiye’de de duyulmuştu. Kimse onu ressam yerine koymuyordu. 1932 yılında iyice Beyoğlu’na yerleşti. Beyoğlu’nda bir otele yerleşmesindeki ana etken İstanbul Şehir Tiyatrosu sopranosu Semiha Berksoy’a duyduğu yakın ilgisi olduğu tahmin ediliyor. Sanatçı yine bu dönemde İstanbul Şehir Tiyatrosu için, “Lüküs Hayat”, “Deli Dolu” ve “Saz Caz” operetlerinin kostümlerini çizdi ve Nazım Hikmet’in “Varan 3” adlı kitabının resimlerini yaptı. Nazım Hikmet’ten bu işin karşılığı parayı alamaması ve Nazım Hikmet’in Semiha Berksoy’a karşı duygusal ilgisini sezmesi sonucunda Fikret Mualla, Nazım Hikmet’e darılmıştır. Bu arada kendini daha fazla içkiye vermiş, herkesle kavga etmiş, gittiği meyhanelere borcunu resim karşılığı ödemeye başlamıştır.

1934 yazında Beyoğlu’ndaki Kapps Kitabevi’nde ilk guvaş resim sergisini açtı. Sergiye beklediği ilgiyi gösteren olmadı.

Babasının ölümü üzerine eline geçen 5000 Lira mirasla 1939'da Paris’e ikinci defa gitti. Hastaneden çıkışı ile Türkiye'den ayrılışı arasındaki iki yıllık süre içinde 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için Abidin Dino' nun yardımıyla İstanbul konulu otuz kadar en güzel resimlerini yaptı. 1938'de yayımlanan Ses dergisi için çizdiği desenlerden birinin müstehcen olduğu gerekçesiyle, Türkiye'den ayrıldıktan sonra aleyhinde dava açıldı, 1939'da beraat etti. Bu dönemde yazılmış ve Ses Dergisi’nde yayınlanmış "Masal" ve "Üsera Karargâhı" adlı iki de öyküsü vardır.

Fikret Mualla Fransa'da yirmi altı yılı aşkın bir süre yaşadı. Geçimsizlik, içkiye düşkünlük ve sürekli polis korkusu ile geçen yıllar sonunda yaşamındaki dengesizlik ve uyumsuzluk yoğunlaştı. Bir ara tedavi için yine hastaneye yatırıldı. Burada kaldığı iki ay içinde kendisine resim yaptıran Dina Vierny' nin güvencesi altında yaşamaya başladı. Bu resimleriyle Kasım 1954'te sergi açtı. İkinci sergisinden sonra yeniden akıl hastanesine yatırıldı. Bir ay sonra taburcu edilince sanayici Lharmin' le bir anlaşma yaptı ve Seine Nehri'nin daha çok varlıkların oturduğu bölgesine yerleşti. Resimlerinin daimi müşterisi olan Madame Anglés'le bu dönemde tanıştı. Fikret Muallâ' yı bundan sonra koruması altına alan Madame Anglés, Fikret 1962'de felç geçirdiğinde onu hastaneye yatırdı, bakımını sağladı. Daha sonra Nice yöresinde Reillane kasabasındaki evine yerleştirdi ve bütün giderlerini karşıladı. Fikret Muallâ ömrünün sonuna kadar felçten kurtulamadı. Mayıs 1967'de eski sinir bunalımları yeniden başladı. Önce hastaneye, sonra da bir dinlenme evine yatırıldı ve orada öldü. Ressam Hale Asaf gibi kimsesizler mezarlığına gömüldü.

Ölümünden yedi yıl sonra 1974'te dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün ilgileriyle kemikleri Türkiye'ye getirildi ve Karaca Ahmet Mezarlığı'na gömüldü. 1976'da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara'da adına bir sergi düzenlendi. Eserlerinin çoğu özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Yaşamının büyük bölümünü Fransa'da geçiren Fikret Muallâ konularını kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının ayrıntılarından seçmiştir. Resim onun için bir yaşama biçimi olmuştur. Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını resmine konu olarak almıştır. Daha çok guvaş tekniğine yakınlık duymuş ve bu teknikle çalışmıştır. Ancak yağlıboyayı da suluboya ve guvaşı kullandığı ustalıkla kullanmıştır. Resmin kuramsal sorunları onu pek ilgilendirmemiş, dış etkilere yabancı kalmış ve çağdaş akımlardan etkilenmemiştir. İçinden geldiği gibi, öznel, coşkun bir lirizmle resimler yapmıştır.

Fikret Mualla’nın yaşamı ve eserleriyle ilgili daha detaylı bilgi için;

ORHAN KOLOĞLU’nun güzel bir üslupla yazdığı, “FİKRET MUALLA BİR GARİP KİŞİ” kitabını sanatseverlerimize öneriyoruz.

SANATÇININ ESERLERİNDEN ÖRNEKLER