Çevrimiçi üyeler    
Çevrimiçi üyeler : 0
Çevrimiçi ziyaretçiler : 11
» Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi » Çağdaş Türk Sanatçıları » Sanatçı Detayı  
Google Sitede
ÜNLÜ TÜRK SANATÇILARI
GÜNÜMÜZ TÜRK SANATÇILARI
ÜNLÜ YABANCI SANATÇILAR
SANATÇI
Bilal Hakan KARAKAYA
 
«« Geri dön
 

 

BİLAL HAKAN KARAKAYA

(1979, Ankara) 

 

1979 born in Ankara
1999 - 2004 Gazi University Faculty of Education, Art Education Department
2006 began to work with artist Hanefi Yeter

 

The Artist continues to work in his studio in Kadiköy

 

SERGİLER


2014 'Hybrid Delusions', ART350, İstanbul
2014 Turkmall & Kunst am Bau, Karma Sergi, Uniq İstanbul, İstanbul
2013 'Müdahale Varmı', Karma Sergi, TÜYAP Sanat Fuarı, İstanbul
2013 'Yazdık', İkili Sergi, Galeri Espas, İstanbul
2011 Yüz Genç Yüz internationalartcenter, Karma Sergi, İstanbul
2O11 'Sanat Akmerkezde 7', Karma Sergi, TUNCA Art Gallery, İstanbul
2010 PIHA Art Gallery, Karma Sergi, İstanbul
2009 UKKS Art Gallery, Karma Sergi, İstanbul
2006 66. Devlet Resim-Heykel Sergisi, Ankara

 

SEMPOZYUMLAR

 

2011 Bakırköy Taş Heykel Sempozyumu, İstanbul

 

2010 Knidos Taş Heykel Sempozyumu, Datça Muğla, Türkiye

 

*   *   * 

 

Mermer, taş, metal ve ahşap gibi farklı materyalleri kullanarak üç boyutlu özgün formlar tasarlayan Bilal Hakan Karakaya'nın üretmiş olduğu görsel yaratımlarının tamamında, aklın reddettiği algılamaları ya da kişinin bilinçaltına atarak yüzleşmekten korktuğu bir takım olguları sorgulayan bir tavrı barındırdığı söylenebilir.

 

Özellikle son dönemde üretmiş olduğu ahşap oyma heykeller, insanı öyle bir bilinçdışı alanına, öyle bir varsanıya götürür ki, kendinizi tıpkı bir rüyada ya da gerçekliğin halüsinasyonu içinde yaşıyormuş gibi duyumsayabilirsiniz. Sanatçı, kişilerin bilinçaltına atmış olduğu korkulara, her insanın benliğinde yer etmiş
tedirginliklere, güvensizliklere, korunma duygusuna işaret ederek, Anadolu kültüründe yer etmiş mitolojik karakterlerden tutun, tıbbi literatürde ‘uyku felci' olarak bilinen karabasan ve albastı gibi bir takım uyku bozukluklarının mistik yanılsamalarına varıncaya kadar geniş bir kavramsal alanı çalışma alanına dahil eder.

 

Dolayısıyla kaynağını, kimi zaman masallarda yer alan hikayelerden; kimi zaman rüyalardan, kimi zaman ise Anadolu ya da Yunan mitolojilerinde görülen mitsel olguların dayandığı hikâyelerden alır ve bu özelliğiyle izleyiciyi ruhani bir yolculuğa çıkaran gizemci bir yönü bulunur.

 

Karakaya'nın görsel tasarımları, Eski Yunan ve Roma Edebiyatında genellikle belden yukarısı insan belden aşağısı keçi ya da teke olarak temsil edilmiş bir Tanrı'yı, kimileri ‘minotor' olarak bilinin yarı boğa yarıinsan zararlı bir yaratığı, kimileri ise yarı at yarı insan şeklinde betimlenen ve ‘sentor' olarak bilinen savaşçı yaratıkları çağrıştırır. Yarısı insan yarısı hayvan olarak ‘melez' biçimlerdir onlar, bu özellikleriyle hem doğaya aittirler, hem de doğaüstü varlıklar gibi dururlar; mutasyona uğramış gibidirler ve bu tuhaf imajlarıyla grotesk bir tavrı özlerinde taşırlar. Suzanne Anker groteski, gelişme süreci içinde "saçma varlıkların, gülünç olanın, çarpık olanın, hilkat garibesinin betimlenmesine dönüşmesi" olarak açımlar. 2 Karakaya'nın izleyiciyi ilk anda tedirgin eden estetik nesneleri de özünde grotesk bir tavrı barındıran, sıradışı düzenlemelerle oluşturulmuşlardır.


Genel bilinen tanımıyla estetik nesne; yaratıcı bireyin iç dinamikleriyle ve estetik zekası ile biçimlenmiş, sanatsal değer ve öğelerle örgütlenmiş, anlamlı dili ile kalıcı etki yaratabilen bir nesnedir. Öte yandan Faruk Atalayer'in de belirttiği gibi: "Algılarımızı akıl ile değerlendirirsek ortaya ölü donmuşluklar, birbirini
tekrarlayan solmuşluklar çıkar. Akıl algıyı değil, algı aklı içerip-denetlemelidir." 3 Kendine özgü bir dünya görüşü içinde yeni bir gerçeği yaratan Karakaya, hem yaratıcılıkta hem görüneni varederken metamorfik formları ve eleştirel güçleri dinamik olarak devreye sokar. Onlar hem bu dünyaya aittirler hem de dünya dışı varlıklar olarak görme ve inanma arasındaki farkı açıkça ortaya koyarlar. Mantığın sınırlarını aşan kavramları simgelerle ifade ederken yaratıcı sanatçı hep bir ilişkilendirme, hep bir keşif peşindedir. Bilinçaltında gizil tutulan arzuları, çatışmaları görselleştirilirken, üretime soktuğu simgelerle bu olguları değiştirir.

 

Burada, gerçek dışı olanın yüceltilmesini savunmaktan ziyade, simgelerle anlatılanların birbirleriyle olan ilişkilerine, onların kendi aralarındaki diyalektiğine dikkat çekmek istiyorum; güneş- ay- gece- yaratılış- doğum- ölüm yeniden doğuş gibi ritüllerin görselleştirildiği simgelerde olduğu gibi...

 

Karakaya'nın imgelem dünyası, tam olarak sanrı ile gerçeğin içiçe geçtiği olgulara gönderir; hayal dünyanızın sınırlarını zorlayan kavramsal ve sürreal bir bakış açısı yapıtlarının tamamına hakimdir. Aslında var olmayan bir dünyanın olağandışı görüngüleriyle özdeşleştirerek kurguladığı çalışmalarıyla izleyicisini yüzleştirirken, sıradışılığıyla şok edicidir. O imgeler ki varlıklarıyla tedirgin edici, baş kaldırıcılığıyla isyankardırlar; olanaksızlıkları ilgi çekicidir; uyumsuz oluşları gerçekte rahatsız edicidir ne var ki estetik güçlerini tam da buradan almışlardır.


Kuşkusuz bu yazı, sanatçının yapıtlarını bütün yönleriyle ve tüm dinamikleriyle anlamlandırmak gibi bir savdan uzaktır. Örneğin; başka bir açıdan bakıldığında Karakaya'nın estetik objelerini, insanı ve onun yargılarını tek tip kalıba döken iktidara karşı başkaldırabilecek muhalif dürtüleri yaratıma sokan bir içtepinin ürünleri olarak da yorumlamak elbette olasıdır. Bu açıdan onlar, ilkel bir maddeciliğe karşı bedenin sessiz bir başkaldırısı gibidirler... Ya da başkalaştırılan (başkalaşıma sokulan/ dönüştürülen) formlar aracılığıyla, ötekileştirilen veya dışlananın temsili de olabilirler; genel kabul görenin reddi, maddeciliğe karşı bir tepki, ruhsal, gizemsel olanın kabulü ve mantık dışının vücuda getirilişi olarak da okunabilirler... Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, aklın genellikleri ile duyunun tikellikleri arasında sıkışan bilincin evrene taşan görüntüsüdür orada duran... Gerçek dışıdır, gel gelelim orada var olduğu için gerçektir, orijinal oluşu ile ise gerçeküstü gerçektir.

 

İnsal İnan'ın ifade ettiği gibi: "Artık sanat dünyayı güzelleştirmekten çok, dünyayı algılamaya yarayan bir araştırma haline gelmiştir." Karakaya'nın gerçeküstü imgelem dünyası bu bilinci gözler önüne serer; zihnin kabul ettikleri ile mantık dışı bularak reddettiklerinin gizil simyası, melez sanrılardır biçimlendirilen... Usta bir ahşap oyma işçiliğine tanık olurken, estetik biçimlerin kendi aralarındaki uyumundan haz alırsınız, ne
var ki onlar bu dünyadan değildir, kural dışıdır. Bu haliyle hem sıradışıdır, gerçeküstüdür, hem de oradadır, biriciktir ve gerçektir.

 

1Yunan Edebiyatı'nda erkek olanlar satir, dişi olanlar satires; Roma Edebiyatı'nda ise erkek olanlar faund, dişi olanlar faunes olarak bilinir.


2Anker, S. (2010), Temelde İnsan- Çağdaş Sanat ve Nörobilim, Sergi Kataloğu, s. 34, Pera Müzesi Yayını, İstanbul.

 

3Atalayer, F. (1994), Temel Sanat Öğeleri, s. 26, Anadolu Üniversitesi Yayınları, No:769, GSF Yayınları, No: 5, Eskişehir.

 

ART 350