Çevrimiçi üyeler    
Çevrimiçi üyeler : 0
Çevrimiçi ziyaretçiler : 18
» Görsel Sanatçılar Ansiklopedisi » Çağdaş Türk Sanatçıları » Sanatçı Detayı  
Google Sitede
ÜNLÜ TÜRK SANATÇILARI
GÜNÜMÜZ TÜRK SANATÇILARI
ÜNLÜ YABANCI SANATÇILAR
SANATÇI
Ali BALKAN
 
«« Geri dön
 

 

ALİ BALKAN

(1974, İstanbul)

 

Ali Balkan 1974 İstanbul doğumlu, hukuk mezunu, AB Hukuku konusunda doktora yaptı.

 

EĞİTİM

 

2003-2009 Marmara Üniversitesi, Avrupa Topluluğu Enstitüsü, Avrupa Topluluğu  Hukuku (Doktora)

2000-2003 Marmara Üniversitesi, Avrupa Topluluğu Enstitüsü, Avrupa Topluluğu  Hukuku (Y.Lisans)

1992-1997 İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi.

1985-1992 FMV Özel Işık Lisesi

 

KİŞİSEL SERGİLER

 

2008 Şehirler ve Deniz, Uran Sanat Galerisi.

2009 Şehirler ve Deniz, B.Ataşehir .

 

KARMA SERGİLER

 

2010 İst. Barosu, Sultanahmet Adliyesi Fuayesi.

2009 İst.Barosu, Bakırköy Adliyesi Fuayesi

2009 Kadıköy Belediyesi

2008 Taksim Sanat Galerisi

2007 Taksim Sanat Galerisi     

1974 Ali H.Balkan(Ist)(EN)

 

*   *   * 

 

KENT ARKEOLOJİSİ BOYUTUNDA ESTETİĞİ YENİDEN BİÇİMLENDİRMEK

ALİ BALKAN RESMİNİN KÖKENLERİ ÜZERİNE

 

Estetik bir güzellik bilimi olarak tarih boyunca ‘güzel' kavramının peşine düşerek kendini geliştirmeye çalıştı. Oysa salt güzel olan, aynı zamanda sanatsal olan anlamlarına da gelmeyebiliyordu. Güzelin yanında aynı zamanda , ‘yaratıcı estetik' dediğimiz özgün katkı modelleri ve kendinden, sanatçı bireyin özgünlüğünden kaynaklanan orijinal yaklaşımlar gerekliydi ki, bu orijinal yaklaşımlar pekala ‘güzel' tanımıyla birebir örtüşmeyebiliyordu.

 

Özellikle günümüzde estetik yeniden kendisini gözden geçirirken, bu güncelleme gereksinimini kendi tarihsel kökenlerine bağlı olarak yapmasının yanında, büyük sanatçıların bakış açılarından da esinlenerek gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Maleviç'in. Mondrian'in, Picasso'nun, Matisse, Klee , Pollock vb. gibi sanatçıların estetik kavramına ve bilimine katkıları yadsınamayacak özgünlüktedir.

 

Bu büyük sanatçılar resim olgusunu gitgide düşünsel bir alana da taşımışlardır. Bu düşünsellik görsellikten kopmadan gerçekleştirilmiştir ki, asıl önemli nokta da burasıdır. Salt düşünselliğin artık estetik ve görsel olmaktan çıkacağını onlar da çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden estetik gerçekliği çoğaltırlar ve ona yeni ekleme ve katkı sağlarlarken, alabildiğine de görsel kalıyorlardı.

 

Bu sanatçıların çalışmaları salt duyumsal bir izlence, körleme bir tekrar ve içgüdüsel bir yolculuk değildi. Onlar aynı zamanda bir bilim adamı soğukkanlılığıyla da çalışmasını biliyorlardı. Yollarına devam ederken yaptıkları analizler, sanatsal bir sentezi doğuracak yaratıcılıkları barındırıyordu. Labarotuar insanlarından farklı olarak onlar bilimin ve matematiğin esiri değillerdi. Yaratıcı güçleri ve öngörüleri verileri sonuç itibariyle senteze götürebilecek yetkinliğe ulaşmalarına sebep oluyor ve böylece de ortaya kalibresi yüksek sanat eserleri çıkıyordu. Ki o sanat eserleri günümüzde bile hala hem sanatçılara ve hem de bilim adamlarına yol gösterici nitelikler taşımaktadır. Zaten gerçek sanat eserinin de böylesi bir çok yönlülüğü vardır. Tek yönlü ve tek boyutlu bir üretimin artık gerçek anlamda sanat eseri niteliği taşıyabilmesine imkan yoktur. Keza sanatçı da artık salt fırça sallayan insan olamaz. O aynı zamanda çok yönlü bir araştırıcı ve gerçek bir entelektüel de olmak zorundadır.

 

Dünyadan haberi olmayan sanat tarihini, felsefeyi, sosyolojiyi, edebiyatı bilmeyen bir ressamın kendi resmi içinde aşama kaydetmesine artık imkan yok. Dünya sanat tarihi içine girmiş olan sanatçılara bakıldığında hepsinin belli bir düzeyin üzerinde oldukları görülecektir. Picasso boşuna Picasso olmamıştır, keza Cezzanne, Warhol, Klee, Maleviç; modern sanatın bütün yaratıcıları aynı zamanda gerçek bir entelektüel birikime, giderek de özgün bir bakış açısına sahiptirler. Entelektüel birikim ve özgün bakış açısına sahip olmayan ressamların özgün bir sanat eseri modeli geliştirebilmelerine imkan ihtimal yoktur. Özellikle günümüzde bu daha da zorlaşmıştır.

 

Türk resmi içinde de özgün model geliştiren ressamlara bakılsın, onların da aynı zamanda gerçek bir kültür donanımına sahip oldukları, dar alana sıkışmayıp, dünyayı geniş bir perspektiften kavradıkları görülecektir. Günübirlik değişimlerin rüzgarında erimeyen ve kişilikleri kaybolmayan bu sanatçılar da dünyadaki diğer ustalar gibi kendi eserlerini özgün bir duyuş ve hissediş perspektifinden algılamışlar ve eser vermişlerdir. Bakın sanat tarihimiz içinde Osman Hamdi, Süleyman Seyit, Avni Lifij, Nurullah Berk, Nazmi Ziya, Elif Naci, Selim Turan, Avni Arbaş, vb. böylesi bir yaratıcı düşünsel ve ifadesel birikime ve güce sahiptirler.

 

TÜRK RESMİNİN GENÇ KUŞAĞI İÇİNDE ALİ BALKAN

 

Türk resminin genç kuşağı aslında talihsiz bir kuşaktır. Bu kuşak gerçek bir resim birikimine bütün boyutlarıyla ulaşamadı. Dar alanda sıkışıp kaldı. 1950 sonrası politik hareketlenmeler, kültür ve sanatı ikinci plana attığı için, bu kuşak, yani 50 sonrası kuşağı ya politikanın gürültüsü içinde yok oldu, ya da hızlanan çağın hızı karşısında şaşkına döndü. Kendi kişiliğini bulamadı. Gitgide bu kişilik erozyonu ve kültürel zafiyet onları taklit aşamasını geçemeyen insanlar haline dönüştürdü. Entelektüel merakların gelişmemesi, seksen ve doksan sonrası nesli de adeta buldozer gibi ezdi geçti. Günlük telaşlar, kültürsüzlük, kültür algılamasının sığlığı, sanatı gerçek boyutta takip edememeleri. En önemlisi okumayan bir nesil olarak peydah olmaları onları hem dünyadan kopardı, hem de kendi ülke ve toplumlarının birikimlerinden faydalanamamalarını doğurdu.

 

Bu kuşağın içinde istisna tipler çıkmadığı değil.Ama popüler kültür ve angajmanlar, galerici, müzayedeci, sermaye ve sahte koleksiyoner angajmanları ve ayak oyunları, giderek sanat yazarlarının ciddiyetsizliği ve hatta cehaleti; gerçek bir kültür sanat ortamının oluşmasına, felsefi derinliği olan,kuşatıcı çözülmelerin yer almasına ve herkesin kendi durumuna göre konum almasına da engel oldu.

 

Sanat futbol takımı kültürü boyutlarında bir pozisyon alma gibi trajikomik bir durumla karşı karşıya kaldı. Bu da sanatı elçabukluğu marifet düzeyinde tuttu ve tutmaya da devam ediyor. Kitlelerin zaten kültürle, sanatla bir alakası yoktu. Kitleler sanat zehabında da politikacı bakışıyla değerlendirildi. Adeta uyutuldu, kullanıldı, statü ve yerlerinin muhafaza edilmesi için çalışıldı. Sanat kitlelerin uyutucu şemsiyesine dönüştü. Hiçbir iddiası, tavrı, estetik öngörüsü ve özgünlüğü olmayan sanatçılar ortalıkta pop ikon olarak dolaşırken, olan biten hem topluma ve hem de bizatihi sanatın kendisine oluyordu. Hesapta meseleleri bildiğini sanan sanatçı zehabı da bu duruma hiçbir şey söylemeyerek, aslında kültürel düzeylerinin parametrelerini bir güzel ortaya koydular.

Sonuç aslında bir trajedi oldu Türk sanatı ve resmi konusunda. Cehalet her yere egemen oldu ve bu egemenliği sonucunda da kaybeden Türk sanatı, ve sanatçısı oldu. Bu sanatçıların içinde var olan ve bir elin parmakları kadar olan sanatçılar da kara kara bu kaostan çıkmanın yollarını aramaya başladılar. İşleri kolay değildi, hala değil. Korkunç bir cehalet, pop kültürün saptırıcı yalan dünyası, sahte koleksiyoner, müzayedeci, galerici ve medya ortamı; sapla samanı birbirine karıştırmış durumda. Hiç kimse gerçeği bilmiyor, görmüyor. Bilenler de üç maymunu oynuyor çıkarları gereği. Böyle bir ortamda sağlıklı yol alış mümkün olabilir mi?.. Üzerimiz kalın toprak katmanlarıyla kapatılmış. Toplum yüzyıllık uykusundan uyanacak gibi değil, onu bir kenara bırakmak lazım. O zaten tarihin hiçbir döneminde gerçeklerle yüz yüze gelmedi. Yüz yüze geldiğini sandığı gerçekler hep gölge olarak kaldı. Kendisi de bu hesaplaşmanın içine girmedi, giremedi. Ona ne takadi vardı, ne de kültürü elveriyordu. O yüzyıllık uykusundan uyanacak gibi değil bu yüzden, aslında uyanmak da istemiyor.

 

Toplum böyle de sanatçıların durumu farklı mı. Değil. İşte genel sorun da, özellikle genç kuşağın yaratıcı sanatçıları ve onlar içinde Ali Balkan için de bu trajik bir sorun ve gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Bu genç kuşağın yaratıcı sanatçıları karşılarlında muhatap bulamıyorlar. Yaratıcı gerçekliklerini, entellektüel birikimlerini anlatacakları insanlar, kurumlar yok. Kurumlar kendilerinin uydurdukları sahte, çıkara endeksli hale getirdikleri, kendi sütotükolarının eseri konumunda. İnsanlar, gerek sanatçı, gerek sanatsever cehaletin kıskacı altında. Cehalet öylesi bir ego soyutlamasına ve süblimasyonuna götürmüş ki onları, kendi basit çıkar ve yorum hesaplarından başka değerlendirmeye, kıstasa her şeylerini kapatmışlar. Böyle bir durumda gerçek sanatçıları kim dinleyecek. Onların yaratıcı enerjilerini kim anlayacak ve dönüştürecek. Bu dönüştürümü, kıyıda köşede kalmış ve aynı dertten muzdarip bir avuç koleksiyonere, sanatçıya, yazara, bilim insanına, kültür insanına, sermayedara,kurumlara kim anlatacak?..

 

İşte bunu hisseden, bu yalnızlığın, bu trajedinin farkında olan ve bu küçük azınlığın içinde gerçekleri onlarla birlikte takip eden, bilen ve bunu aynı zamanda ciddi bir kültürel sorun olarak algılayan biz, yine bir elin parmağından da az yazar, entelleküel yapacağız. Gerçekleri insanların suratlarına haykıracağız. Çekinmeden Türk sanatı, resmi ve bu resim dünyasını sarmış sahtelikleri, yanlışları ve ikiyüzlülükleri dile getireceğiz. Eskimiş ve köhnemiş zihniyetleri, kurumları, kişileri deşifre ederek, sanatın aydınlanması ve sanatın ve de özellikle gerçek anlamda yaratıcı sanatçıların ortaya çıkması için, gündemde kalması için elbirliğiyle çaba göstereceğiz.

 

İşte bu sanatçıların önde gelenlerinden biri Ali Balkan; onun resmini değerlendirmeden, kategoriler içinde ördüğü dünyasının katmanlarına bir kitap boyutunda girmeden önce, gerçekten de onun kişiliğini, yaratma azmini, sanata ve kültüre karşı beslediği büyük tutkuyu ve resme olan sadakatini, derinlemesine çözümlemesini de enine boyuna analiz etmek gerekmektedir.

 

Genç kuşağın en dinamik ressamlarından biri olarak karşımıza çıkan Ali Balkan, aynı zamanda kendi fantastik bir örgü zinciri içinde yeniden tanımlar. Orhan Pamuk'un kent fantezilerinin ötesinde, görsel b ir şölen boyutu ekler ona ve adeta Orhan Veli'nin yalın dinamizmi içinde yüksek bir yaratıcı imgelem keşfeder.

 

SANAT VAPUR İÇİNDİR

 

Aslında bu bütün bir Ali Balkan resmini özetleyen, sanatçının bir manifestosudur. Yazdığı şiirlerle de tahkim edilen bu düşünce, onun estetik gerçekliği içinde, renk-biçim boyutuna karmaşık gibi görünen derin yalınlıkta aktarılır. Sembolik bir anlatım diline sahip olan Balkan resmi en başında kategorilerin içinden seslenir. Masallar Şehri'nin dinamik açılımı; Vapurların Şehri'dir, ama sadece vapurların şehri teması ve estetik karşı duruşuyla karşılamaz sanatçı bütün bir estetik tarihini, giderek de Türk resmine de avangard açılım sağlayacak olan estetik manifestosunu. Sonrasında Açık Deniz, sonrasında, Yarışma, Mozaikler Şehri , İstanbul'a Övgü gelir ki; bunların son ikisi şiirlerle de örgülenmiştir.

 

Çok boyutlu bir anlatım katmanı içinde, entelektüel bir sanatçının şehre , istanbul'a bakışıdır bütün bir estetik serüveni. Evet, fantastiktir alabildiğine, çünkü katman katman geleceğe ve kente yönelik ilgileri çoğaltır. Ona yeni dizayn verir, Yarışmalar düzenletir. Giderek kenti yeniden tasarımlar. Bu konuda mimarlara bile öncülük eder. Fantastik realizmi, uçuk kaçık bir ressam fantazması değildir onda. Bazı sürrealistlerin, hatta Salvador Dali'nin bile içine düştüğü absürdlükle örülmez. O buna bilimsel açıklamalar bulmuştur. Kuşatıcı bir entelektüel araştırma ve yazınsal çabayla bu kategorik olguları açılımlar.

 

Öyle ki şiirsel düzlemde;

Vapurların Şehri şiirinde;

Kanbersiz düğün olur mu,

Aysız mehtap olur mu,

Kızkulesiz İstanbul olur mu,

Hele de Vapurların şehri,

Vapursuz olur mu?

 

Demektedir. Gerçekten İstanbul'dan kaldırın vapurları, İstanbul bitmiştir, yitmiştir. Yine bir şairin; ‘Kaldırın İstanbul'dan minareleri, İstanbul yok olur birden bire..' demesi gibi, yine İstanbul'la simgeleşmiş olan vapurların da böylesi bir karakteri, böylesi kentle özdeşleşen ve onun kaderine hükmeden yönü vardır. Vapurları belki kaldıramazsınız ama, onları dejenere edebilirsizin. Bu dejenerasyondan da İstanbul büyük yara alarak çıkar. Kimliği kişiliği değişir. Geleceği adeta elinden alınır. Zaten sanatçı bunları da enine boyuna hem resimlerinde tartışıyor ve gündeme getiriyor, hem de şiirlerinde.. Evet, özellikle şiirler. Resimleriyle bütünleşik bir gerçekliği imliyorlar. Vapurlara, şehre, onun reel ve hayalet varlığına bir anlam katıyorlar. Yer yer Futuristik bir öge olarak katılıyorlar şehre, bazen Fovist bir yaklaşım sergiliyorlar. Bakıyorsunuz çoğu kere Empresyonistler, ama Ekspresyonist olarak yaklaşıyorlar şehre ve hayata. Bu insansız resimlerin ne kadar insan dolu olduğunu, vapurları görünce daha iyi anlıyorsunuz. Mekanlar içinde oluşan realite ve düzlem şehrin kalabalıklığını ve yoğunluk içinde seçkinci tavrını da daha belirgin ortaya çıkarıyor. Evet, seçkinci, İstanbul bütün dünyalıya açık olduğu kadar, aynı zamanda onu dönüştürebilme kabiliyetine de sahip. Bunu Ali Balkan'ın resimlerinde enine boyuna zaten görüyoruz.

 

Yine Ali Balkan Vapur adlı şiirinde;

Ne güzeldir vapur,

Vapur İstanbul,

İstanbul da vapur. Diyor.

 

Böylece kentle bütünleşen bir imgeyi, realiteyi hem çoğaltıyor, hem de kendi estetik plastiği doğrultusunda ona yeni anlam öbekleri yerleştiriyor. Böylece avangard bir özellik de kazanıyor onun bakış açısı içinde vapur. Türk resmi içinde fantastik ögeden beslenen vapur söylemi böylesine bir çoğullukta işlenmedi. Bu çoğulluk onun resmi düşünüldüğünde ve bütün resimsel serileri de hesaba katıldığında yaratıcı dinamizm boyutunda ilk defa bu boyutlara ulaşmıştır. Bir kent arkeolojisi, fantazması ve futuristik ögesi olarak genç kuşağın en önemli ressamlarından biri olmasının sebebi Ali Balkan'ın yaratıcı gücünü ifade etmedeki yetkinliğidir. Bu yetkinlik örgüler ve süreçler boyutunda onda işlemektedir ve hikaye temelli, mantıksal ve entelektüel açılımlara sahiptir. Oysa birçok ressamda bu yoktur. Resmi bir bilek kuvveti olarak algılar çoğu ressam. Yaratıcılığın ve ifade edişin de içgüdüsel mekanizmalarla işlediğini düşünür. Onlar için bilgi, kültür ve yorum gereksiz ayrıntılardır. Önemli olan fırça gücüyle ve işkembeden gelen içgüdüyle hareket edip ortaya bir şey çıkarmaktır. Çıkarılan şeye sonradan anlam katar birçoğu. Ve çoğu anlam da absürd kavramlar dizilimidir. Oysa Alil Balkan resmi mantıksal örgü üzerine kurulmuş estetik tasarım olarak karşımıza çıkar ve bu yönüyle de yenidir, çok anlamlı yoruma açıktır. Sürpriz yok mudur onun resmi içinde, elbet vardır. Ama bu sürpriz ögesi işkembeden yayılmaz onda, yine mantıksal örgü üzerine şiirsel bir düzlem boyutunda, planlanmış bir akıl süzgeci içinden geçer. Entelektüel resim zaten böylesi bir süreci işlemek zorundadır. Yoksa o resmin, hatta kavramın bir anlamı bir gerekçesi yoktur.

 

Onun hemen hemen bütün resimlerinde var olan bütünsellik ögesi zaten izleyiciyi de bütünüyle etkiler, sarar. Kavramsal gerçekliğe dönüşen resmin görsel metaforlarını çözmeye iteler izleyiciyi. İzleyici basit bir resmin karşısında olmadığın anlar. Kente anlam ve boyut ekleyen bir ressamın vapurlarla kurduğu düşsü bir yaratıcı evren-kent tasarımıdır çünkü gerçekleştirdiği ve bu ressamın istanbul'u merkeze alarak bir dünya kurgulaması ve merkezine de yine bu kent içinde simgesel bir yaşayan varlığa, adeta bir organizmaya dönüşmüş olan vapurları olması bir şanstır. Hem İstanbul için bir şanstır hem de tüm dünyalı için. Çünkü İstanbul da vapurlar da sadece istanbulda yaşayanlar için değil. Bütün dünya lı için bir simgedir. Bütün dünyalı istanbulu ve onun merkezi simge konumu rolunü oynayan, bir organizma gibi yaşayan ve mücadele eden vapurları çok yakından tanımakta ve onun bütün serüvenlere katılmaktadır.

 

İşte o serüvenler şimdi genç Türk ressamı Ali Balkan'ın fırçasındadır...

 

ŞEHRİ BİÇİMLENDİREN ANLAM

 

Resim ruha biçim verme sanatıdır da aynı zamanda. Ali Balkan resminin geneli düşünüldüğünde bu ruhsal örgü ve akılla sınanmış gerçeklik olgusun, estetik fantazmanın sınırlarını zorlayarak dünya resmi standartlarına uzanmaktadır. Çünkü gerek vapurlarla, gerek diğer konseptlerle kurduğu öykü ve kompozisyonlar, bütün bir öyküsel bütünleme ve fantastik yorumlar bir kenara bırakılsa bile; estetik öngörü ve tuvale dökülen görsel şölen bağlamında bile, onun Türk genç kuşağın önünde yer alan bir yaratıcı sanatçı olduğunu göstermeye yeter. Şişirilmiş sahte değerlerin ötesinde o, popüler olmuş ve kendisini dev aynasında gören cücelerden farklı olarak gerçek ve reel bir yaratıcı artist olarak evrensel sanat dünyasında yerini almaktadır.

 

Zaten bakın, resim en başında öykü veya söylenceye yaslanan anlatım değildir. Yapılan iş, ortaya çıkarılan estetik tasarım ve o tasarım veya iş'in gücüyle, yani özgünlüğü ve görsel direnciyle sınanır. Salt böyle bakıldığında bile onun ortaya koyduğu seriler boyutundaki resimler, birbirine eklemlenmese ve kendi başına bir seriyi oluştursa bile orjinaldir.

 

Çünkü biliyoruz ki resim öykü anlatmaz. Roman veya öykü değildir. Şiir de değildir resim. En başında kelimelerle anlamlara veya dünyaya biçim vermeye kalkmaz. Onun eni konu derdi; çizgi, renk ve kompozisyondur. Bir noktada kompozisyon da önemli değildir. Ama çizgi ve renk, olmazsa olmaz kurullardandır resim olgusu için. Salt bunlar düşünüldüğünde bile Ali Balkan resminin ne kadar özgün ve kalıcı değerleri olan bir estetik örgü içerdiğini bağımsız her sanatçı ve düşünür kabul edecektir.

 

Bu resim çağdaş bir dil ve söylem geliştirmektedir. Bunu yaparken, sözcüklerin anlatımlarına sığınmaz. Kendi görsel sessizliği içinde bir ses ve sözcük biçimine, anlamına yaslanırı ve bu görselliğinden dolayı da evrenseldir.Onun mesajlarını, onun dilinin ortaya koyduğu heyecan uyandıran ve insanları düşündüren, giderek de estetik bir haz veren yönünü bütün dünyalı kavrayacaktır.

 

Onda Picasso akademizmi ve Miro'nun hayal dünyası vardır. Geniş bir spektrum içinde bakar evrene. Bir kentten, yaşadığı şehirden ve onun simge varlıklarından yola çıkarak evrensel ögeli estetik tasarımlar gerçekleştirir. Doğrusu bu yaratım olgusuna tasarım da dememek lazım. Bunlar tamamen estetik yaratımlardır. Sanatçının kendi özgüven duygusundan kaynaklanan ve süreç içinde kendi öyküsünü de bütünleştiren ve kendi dinamizmini yaşayan, üreten ve kafa da yoran genç bir sanatçının dünyaya, dünyalıya, kentliye karşı manifestosu olarak okunmalı ve değerlendirilmelidir resimleri.

 

Elbet bu resimlerinde kent, özellikle İstanbul başat bir öge olarak yerleşecektir merkeze. Çünkü İstanbul imparatorluklar başkentidir. Medeniyetlerin merkezi konumunu üstlenmiş, insan yaşamının tarihin başlangıçlarına kadar gittiği, yolların, izlerin, söylencelerin, sanatın ve dinlerin buluşma noktasıdır.. İstanbul coğrafi anlamda da kültür, dil, din ve medeniyet anlamında da dünyanın en büyük şehridir, o sadece geçmişin büyüklüğü içinde geçmiş ve tarih olmuş bir varlık olarak değil, günümüzün metropol gerçekliğinde de dünya kentlerinin başkenti hüviyetini barındırır.

 

İşte bu noktada da ressam Ali Balkan'ın yüklendiği misyonun önemi bir kez daha ortaya çıkmakta ve derinlik kazanmaktadır. O merkezine aldığı şehirle, İstanbul'la bütün dünyalıya, bütün geçmişe ve geleceğe seslenmektedir. Bunu yaparken de bu realiteler toplamı özgün ve yüksek bir estetikle gerçekleştirmektedir ki bamteli de burasıdır...

 

ŞEHRİN HALETİ RUHİYESİ VEYA ŞEHRİN KİMLİĞİNİ ESTETİZE ETMEK

 

Ali Balkan resmi en başından beri bir kent arkeolojisi geliştirir. Bu öyküler içinde gelişen ve öncü bir kimliği barındıran bir resimdir. Bu resmin kimliği özgün bir çizgi üzerinde şekillenmesinin yanında, yüksek ve özgün bir estetik düzey olarak da karşımızda durmaktadır.

 

Zaten biliyoruz ki sanatsal olan aynı zamanda özgün olandır da. Özgünlük ifadenin yetkinliği ve biricikliği üzerine kurulmuştur. Balkan'ın resim serüveni iç içe geçen hikayeler toplamı olduğu kadar, bütün hepsi hemen hemen bir kentin derin öyküsü şeklinde şekillenmiştir. Bu kent İstanbul'dur. Dünyanın başkenti olan İstanbul aynı zamanda bütün bir insanoğlunun dönüşümünü de içinde barındırmaktadır.

 

Gerek Masallar Şehri İstanbul'da, gerek Şehrin Haleti Ruhiyesi'nde ve diğer konseptler olan; Kendi Ligine Dönmek, 3010 İstanbul Ekolü boyutunda Ali Balkan sanatsal bir tez ortaya koymaktadır. Bu tez bir kentin düşü olduğu kadar aynı zamanda bir sanatçının düşleri, hayalleri, hayatı ve gelecek tasavvurudur da. Ama bu tasavvur sadece şiirsel ve fantastik bir algılama ve onu yazıya konu etme olgusu değildir; bu tasarımın temeli estetik kılmak ve görsel bir ifade boyutunda kendini dile getirmektir.

 

Sonuçta biliyoruz ki konsepti nerede ararsanız arayın veya dile getirin; temelde yaptığınız şey anlattığınız, anlatmaya çalışılan konsept değildir, sanatçının kendisidir. Sanatçı tarih boyunca belirlediği konular çerçevesinde kendisini ifade etmiş, ruhunu, kimliğini ve geleceğe yönelik endişelerini; mekanlar, kopseptler, şehirler, portreler, giderek soyut ve kavramsal anlatım ve olgularla dile getirmişlerdir.

 

Sanat akımlarının bu kadar fazla olması ve yine bu sanat akımları içinde üretimlerini sürdüren birçok sanatçının olması, düşünme ve bakış felsefelerinin çeşitliliğinden kaynaklanır. Bu çeşitlilik aynı zamanda düşünme biçimlerinin de farklılığının dile getirmektedir. Her sanatçı somut olanın içinde kendi soyut dünyasının tasavvurunu oluşturur ve onu seçtiği dil, üslup ve gerçeklik algılaması içinde yeniden inşa eder.

 

Ali Balkan da şehrin kimliği içinden kendi kimliğini, hayallerini, gelecek tasarımlarını yeniden inşa etmektedir. Bu inşayı o resim üzerinden gerçekleştirir. Sadece bir ifade imkanı ve gerçekliği değildir onun resmi, aynı zamanda özgün bir estetik temel üzerine de gelişmektedir. Çünkü biliyoruz ki resmin özgün olmasıyla anlatılması farklı farklı şeylerdir. Yani siz yeni ve kimsenin bilmediği bir konuya, hayale ve düş zenginliğine sahip olabilirsiniz. Çok zengin bir dünyanız ve özgün tasarım gücünüz olabilir. Ama aslolan tüm bunlara sahip olmanız değildir, sanatçı olabilmek için bunları dile getirme yeteneğiniz, en önemlisi kendinize özgü anlatma biçeminiz olması gerekir. Sanatçı, ister resimde, ister müzikte ve şiirde olmusn, anlatma kabiliyeti olan insandır. İşte Ali Balkan'da da böylesi bir özgünlük ve yenilik vardır ki, bu şehrin gerçekliği üzerinden kendisini gösterir.

 

BUGÜN ŞEHİR SANA BİR ŞEY DEDİ Mİ?

 

Şehri bütün boyutlarıyla algılamak ancak resmin katmanları arasında olası. Şiirsel bir anlatımın ve ifadenin çoklu katmanları içinde Ali Balkan, zaten ne diyor;

Bugün,

Şehir Sana Bir Şey Dedi mi?

Ya da sen şehre?

 

Sanat da zaten bu karşılıklı diyaloglarla ilerliyor. Sanatçı şehre karşı bir şeyler söylüyor. Aynı zamanda şehir de ona ilhamlarda bulunuyor. Bu ilhamlar, konsept olgular içinde parça parça sanatçının resimlerine yansıyor. Bir biçim diline dönüşerek yansıyor şehir. Ve anlatımın zenginliği, üslubun bütünlüğü içindeki parçalı gerçekliğinde, giderek de yaratıcı bir dinamik olgu boyutunda, şiirle, estetik gerçeklikle birlikte bir düşsü dünya örgülüyor sanatçı şehirle birlikte.

 

O yüzden şiirsel bir boyutta soruyor sanatçı; ‘Şehir sanat bir şey dedi mi?' diyerek. Şehir hem şifre diliyle, hem de gelecek tasavvuru ve güncel örnekleriyle sanatçının karmaşık dünyasına bir şeyler söylüyor. Sanatçı da zaten bu söylem içinde eserlerini üretiyor. Eserlerini kategorize ederken ve onları; Şehrin Haleti Ruhiyesi şemsiyesi altında yeniden tanımlarken; Baharı, Geceyi, Anlamak'ı, Kar'ı yeniden tanımlıyor. Bu kavramların şehrin bütünlüğü içindeki anlamlarını yeniden sorguluyor. Sorguladığı bu kavramlara yeni görsel tanımlar getiriyor...

 

Resimlerin aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı olduğunu da düşünmek ve düşlere zemin hazırladığını da ayrıca belirtmek gerekmektedir. ‘Diva ve Şehir' resmi nasıl bütün soyutluğu içinde somut bir anlam ve dinamiği ortaya çıkarıyor ve çeşitlilik içindeki kontrans renklerle canlanan, dinamik ve bir yapı ve bu yapıyı besleyecek düş gücü ve anlam oluşturuyorsa; keza ‘Cumartesi Gecesi Ateşi' adlı resim de somut bir yaşamsal ritme davetiye olarak yansıyor tuval yüzeyine. Keza bütün soyutluk kavramı ve soyut algılamanın boyutları içinde bu resimler; yaşamsal enerjiyle yüklü estetikler olarak karşımıza çıkıyor. Bu da sanatçının anlatım gücünün soyuttan somuta ve somuttan soyuta doğru karmaşık bir bütünsellik ve süreç içinde devinim gösterdiğini bizlere kanıtlıyor.

Gerek Diva ve Şehir tablosu, gerekse de Cumartesi Gecesi olgusu, birbirine yakın gerçekliği içinde farklı estetik yönsemeleri de gösteriyor. Biri soğuk sıcak renk algılamasının içinde fantezi ögesi oluştururken ve aslında pop bir ikon ve kültür tanımını meydana getirir, dahası estetik kompozisyonun içinde bu olguyu gizli bir sır gibi saklarken, diğeri de sıcak ağırlıklı yine geometrik ama giderek de serbest bir estetik ve dışavurum içinde ve yine mavilerle çizilmiş bir sınır hattı boyutunda, kentin kendine özgü tasarımını, hatta çılgınlığını görselliğe taşır.

 

Ama sanatçı sadece bu iki resmi bünyesinde değil, hemen hemen bütün konsept resimlerinde, hem konsepte uygun tasarımı ve yaratıcılığı dile getirir ve gizli anlam katmanları içinde, daha çok da sezgisel bir seçkicilikle ortaya koyar ve aynı zamanda tasarımsal gücünü, özgün yeniden belirlemeyle belirginleştirir; sonuç olarak da yüksek ayar konsepti yaratan dinamizmi, kentle bütünleşen bir resim kimliğiyle oluşturur.

 

Derin Bir Soğuk Vardı ve Güzel Bir Gün resimleri ise somutluk ve perspektif derinliği içinde, giderek de kendilerine özgü renk katmanlarında kendi kişisel farklılıklarını ortaya koyarlar. Sanatçı her resmi içinde özgün bir damar yakalarken, aynı zamanda seriler boyutunda ele aldığı konuyu süreklilik içinde ve mantıksal çıkarımlar boyutuyla işler. Bu mantıksal olgular onun estetik tasarımının önüne geçmez. Eninde sonunda sanatçı bir estetik ifade ve yaratıcı bir dinamizm meydana getirmesi gerektiğinin farkındadır. Zaten bütün resimlerine de bakıldığında bu özgünlük, giderek şiirsel damar, insanı bütün geometrik akılsallığına rağmen etkileyen ve kuşatan bir lirizm yakalar. Bu da ne olursa olsun, sanatçının kendi kuşağı içinde öncü kimliğinden ve yaratıcı ifade noktasından kaynaklanmaktadır.

 

Zaten kendini yenileyebilen ve hem seriler içinde sürekliliği oluşturan, hem de şiir gibi her bir tablonun kendi içinde bir tutarlılığı olması gerektiğini Ali Balkan çok iyi kavramıştır. Resmin renk, biçim, kompozisyon ve anlam öbeğinden oluştuğunu bilen genç sanatçı, gerek pastel tonlarla örgüleyip oluşturduğu resimlerinde, gerekse de yapageldiği daha serbest teknik içinde kurguladığı kompozisyonlarında akılsal-görsel bir karmaşa da yaratır. Kentin gizli silüeti adeta bütün resimlerine sinmiş ve yaşadığı kentin arkeolojisi ve güncelliğiyle yoğun olarak ilgilenmesinin yanında, onun fantezilerini ve geleceğini de yakından takip ettiğini, resimler sözkonusu olduğunda sanatçı bütün boyutlarıyla göstermiştir.

 

Yüzeye taşınmış, yer yer grafik dizayn ögesinin belirginlik kazandığı, sıcak-soğuk renk değerlerinin karmaşık bir geometrik bütün oluşturduğu resimleri ile, giderek perspektifi de içeren ve insanal bir gerçekliğin ipuçlarını bizlere bütün boyutlarıyla sunan kent imgesi ögeleri içinde sanatçı, kendi kulvarının ne kadar yaratıcı bir süreç olduğunu gösterir. Bu aynı zamanda resimlerinin de değişim içinde bir imge ormanı oluşturduğunu da çağrıştırır.

 

Ali Balkan resmi çoktan seçmeli bir resimdir. Dinamik bir yapı içinde ilerler. Tek bir merkezi yoktur. Şehir gibidir gerçekten de.. Şehrin merkezi nasıl artık anlamını yitirmiş, bütün bir şehir bir varoluş şiirine dönüşmüşse; onun resimleri de merkez-çevre ilişkilerinden ziyate, tablolara yayılmış bütün bir imge olarak kotarılmıştır. Zaten yaratıcı dinamizmini ve gelişmeci tutumunu da zaten buralardan alır. Yeniliğe açık, değişken ve çok renkçi bir disiplin. Açıkça tek rengin süreçleri ve bir rengi tanımlamaya çalışan, ve giderek de çizgilerle sınırlamaya çalışan çalışmalarında bile sanatçı; değişken bir renk-biçim hattı oluşturur. Bu hat da izleyende en başında değişken bir heyecan dalgası, görsel bir şölen meydana getirir.

 

ÇOĞUL ANLAM KATMANININ RESİMLERİ

 

Evet, onun resimleri tekil anlam değil, çoğul anlam katmanına göre kendisini kurgular. Şehrin bütün haleti ruhiyesi de zaten bu çoğul anlam katmanına bağlı olarak gelişir. Baharı da Gecesi ve Kar'ı da hep değişken yapıları içinde bütünlük ögesi oluştururlar. Picasso'da da var olan bu değişim süreci, değişken çoğul anlam yapısı, sonuçta üslupsal bütünlükte yaratıcı bir dinamik olgu olarak belirginlik kazanır. Ali Balkan'da da değişken yapıyı biz üslupsal bütünlük içinde yeniden keşfederiz. Belki onun şehir imgesi bu yaratıcı üslup bütünlüğünde merkeze taşınmakta ve izleyende de merkez duygusu, bütünlük hissi ve estetik bir haz yaratmakta; izleyeni de huzura erdirmektedir.

 

Ali Balkan'ın resimsel serüvenine Türk resmi içinde, özellikle kendi kuşağında sahip olan ressam yok. Daha çok sığ sularda dolaştıkları için ressamları çoğu, bu resim dilini de kolay kolay anlayabileceklerini sanmıyorum ben. Bir ressamın çoğulculuk içinde nasıl üslupsal bütünlüğe erebileceğini belki ancak sergisini gezerek ve bütün resimlerini göz önünde bulundurarak anlayabilirler, ama kişisel kapris ve kıskançlıkları da bunu kabule yanaştırmayacaktır onları. Bu noktada Ali Balkan tek başına mücadelesine devam edecektir. Yaratıcı dinamizminin içinde şehrin silüetini, dinamizmini, varoluşunu sürekli kendi ontolojik kimliğiyle harmanlayarak yoluna devam edip gidecektir.

 

Bu süreç, birçok resminde en üst estetik gerçeklikten zaten ortaya çıkmaktadır onda. Mesela Ayakta Kalmak tablosunda da yine yaratıcı estetiği sonuna kadar kullanmıştır sanatçı. Sıcak soğuk renk değerleri dikey boyut içinde gelişen estetik yapı, fantastik bir mimari konstrüksiyon, dalgalar ve renk geometrisi özgün bir kompozisyon oluşturmakta, hatta akılsal renk teorisi onun biçimle, rengi düzeyli bir birlikte ortaya koyduğunu kanıtlamaktadır. Akılsal estetik kategoridir onun gerçekleştirdiği. Bu akılsal kategori salt bir mimari inşa olarak da algılanmamalıdır elbette. Sonuna kadar da sanatçı resim yaptığının farkındadır. Yoksa ortaya koyduğu çalışmalar ne bir mimari projedir , ne de bir grafik çalışmadır.

 

Gerek yüzeye taşınmış çalışmalarında, gerekse de üç boyut izlenimi veren perspektif algılamalarında veya derinlikle kent imgelerinde, hep resmin temel ögeleri olan kompozisyon, biçim dili ve renk anlayışı baskın bir öge olarak resmin merkezine yerleşmiş ve izleyene özgün bir estetik kategori olarak yansımıştır.

 

Yine birçok ressamdan farklı olarak sanatçı, akılsal kıldığı sanat tanımı içinde şiirin katmanları içinde sezilen estetik hazzı da resimlerinde eni konu izleyene hissettirmektedir. Böylece salt bir akıl oyunu, bir bilmece olmadığını, aynı zamanda sezgilerle de kavranılan bir gerçeklik ve olgular bütünü olduğunu resmin bize geniş kapsamıyla göstermektedir Ali Balkan.

 

Bu yönüyle bütün serileri içinde o sezgi ve akıl bütünlüğünü kendi yeteneği ve yaratıcılığı izinden giderek yeniye açık bir tutum boyutunda göstermektedir. Bunun etkisini bütün izleyenler ve resmini takip edenler zaten anlamaktadır...

 

İSTANBUL GERÇEKLİĞİ İÇİNDE MİTOSLARI YARATMAK

 

Ümit Gezgin

 

 

Ali Balkan resimleri yaratıcı estetiğin bir mitos düşleminde ortaya çıktığı resimler. Bu resimler bütünsel bir yapıda değerlendirilebilir ancak. Bu bütünsel yapının merkezinde de elbet İstanbul yeralmaktadır.

 

Merkezinde İstanbul'un yer aldığı ve düşlem gücüyle bu şehrin simge olgularından biri olarak vapurların görüldüğü ve vapurların yine hikayeler, kurgusal ve fantastik yaklaşımlarla bir gelecek İstanbul tasavvuru içinde değerlendirildiği tüm Ali Balkan resimlerinin gerek estetik, gerekse kurgusal karşılığı onun özgün ifadesiyle tam karşılığını bulmaktadır.

 

Bakın Türk resmi içinde İstanbul'u bu kadar merkezine almış ve onun simge varlıklarını yaratıcı bir dönüşüme uğratmış, giderek de bu dönüşümü çeşitlilik içinde verimli kılmış başka ressam hemen hemen yoktur.

 

Türk resmi ağırlıklı olarak kendisini İstanbul düşlemi, onun doğası, görünümleri, gerçeklikleri, fantezileri üzerine kurgulasa bile, tekil anlamda ressamlar, hep aynı konunun değişik varyantlarını işlemişler; İstanbul'u bir bütünün parçaları olarak ele alıp değerlendirmemişlerdir.

 

İşte ilk defa Ali Balkan İstanbul'u bir boyutuyla değil; yaratıcı estetik dediğimiz çoğul bakış açısı içinde birden çok boyutuyla değerlendirmekte; bu değerlendirmeyi de turistik bir İstanbul masalı olarak kurgulamamakta, onu bir uygarlık ve gelecek tasavvuru olarak merkeze yerleştirmekte; İnsanoğlunun ana sorunsalı olarak dönüştürmektedir.

 

Gerçekten de İstanbul aynı zamanda insanoğlunun ana kentsel ve uygarlık sorunsalı olan bir dünya kültür, sanat başkenti olarak değerlendirilmektedir. Ve buna da en layık dünya şehridir.

 

İSTANBUL'A ÖVGÜ, ESTETİĞE YOLCULUK

 

İstanbul bir estetik dehası şehir. Onu dıştan ve içten de yok etmeye, kurutmaya çalışırsak da yerinde sayıyor, büyük yaralar almasına rağmen, kendi özelliğini, kendi dehasını, estetik güzelliğini koruyor.

 

İstanbul'a doğru bir masal, bir mitos değil sadece, bu resimlerle hedeflenen gerçeklik başka bir estetik imgenin ifadesi, anlatımı. Bu imge, bir sanatçının İstanbul sevgisinden kaynaklanan, şehirle bütünleşme, şehri anlama ve onun kıymetini bilip, bildirme durumu. Elbet bir ressam bunu yaparken, kendi estetik sınırları boyutunda özlemi, hedefi dile getirecek, gösterecek ve anlatacaktır. Unutmayalım ki her sanatçı kendi kulvarı içinde, o kulvarın elverdiği imkanları kullanarak kendisini ortaya koyacaktır. Bu kendini ortaya koyma durumu, kendi estetiğini, kendi sınırlarını keşfetme heyecanını da içinde taşır. Her sanatçı ait olduğu sınıfın, sosyal gerçekliğin, eğitim durumunun ve sosyal gerçekliğin, giderek algılarının, kültürünün, düş ve düşlem gücünün sınırları içinde, potansiyeli ve düzeyi oranında bir sanat ve yaratıcılık ortaya koyar.

 

İnsan bir özgül ağırlıktır. Bu özgül ağırlığı oluşturan unsurlar da çeşitlidir. Yaratıcı potansiyel ve o potansiyelin aktarım gücü birden ortaya çıkmaz. Yaratıcı güç ve enerji uzun uğraşların, çabaların ve düzeyin sonucunda meydana gelir.

 

Genel olarak Ali Balkan resmi düşünüldüğünde; onun bütün ortak estetik yaratım kaygısı şehrin estetik düşünü görmek üzerine kurgulanmıştır. Bu düş, aynı zamanda bir genç kuşak sanatçının şehrin toplumsal ve reel sorumluluğunun üzerine alınması düşüdür. Nasıl ki her entelektüel ve sanatçı yaşadığı şehre karşı bir sorumluluk taşıyor ve aslında o şehrin özgün varoluşu o entelektüeli, şairi, romancıyı, tiyatrocuyu yaratıyor, varediyor ve bir potada eritiyorsa; aynı şekilde ressam da böyle bir sorumluluk taşır. Karşılıklı bir iletişim ve etkileşim mekanizmasıdır şehir ve sanatçı arasındaki görünmez derin ilişki.

 

Ali Balkan görüngülerin ötesinde, turistik olanın dışında, yaratıcı bir iç enerjiyle eserlerini oluştururken; İstanbul'a doğru derin ve kuşatıcı, çok yönlü bir yolculuğa çıkar. Ali Balkan İstanbul'u değerlendirirken, onun hem soyut ve hem somut varlığıyla ilgilenir. Onu bir hikayeler, yarışmalar bütünü içinde kurgular ve görür, hem de onun gelecek tasavvuru içinde alacağı rotaya ortak olur.

 

Masallara Şehri sergisinin büyük kalabalıklar tarafından gezilmesi ve her toplumsal kesimden insanların büyük övgüler düzmesi, boşuna değildir. Ali Balkan bütün resimlerini, seriye konu olan bütün çalışmalarını büyük bir özveriyle yapar, bu özveri bilinçle kavranmış bir İstanbul Masalı gerçekliği üzerine oturur onda. Sonra sadece resmi yapan ve sunan bir sanatçı tavrı ortaya koymaz; gerekirse bütün resimleri üzerinde tek tek detaylı analizlere girer bir eleştirmen gibi. Bu da onun kendi sanatı noktasında ne kadar titiz olduğunu gösterir.

 

Onun İstanbul'a övgüsü kuru bir övgü değildir. Ve bütün resimlerinde de bu övgü başat bir rol oynar. Her bir resmi, bakıldığında aslında bir İstanbul övgüsünün izini taşır. Anlatmak istediği çünkü bu şehrin geçmiş, günümüz ve geleceğidir. Gelecek kurgusu içinde tehlikeleri de sezinler ve çekincelerini de belirtir sanatçı. Gökdelenler şehri, böylesi bir yaklaşımdır. Aslında fantastik vapur-balık kurgulamaları da yine yok olan bir simgenin dönüşümü, yine İstanbul'la simgelenecek olan balık formuyla bütünleşmesidir. Ama bu sefer de o balığın, balıkların yaşayacağı alan olan denizin, Marmara'nın kirlenmesi, yaşanmaz hale gelmesi, kararması, grileşmesi; yani yokluğu ve dönüşümü söz konusudur ki, bu da yine resimlerinde iyi anlatılmış, çözümlenmiştir. Bu resimlerin her birinin bir hikayesinin bulunması, hikaye geçmişine yaslanarak kendini kurgulaması ve bir sıra takip ederek, İstanbul'u yeniden üretmesi, İstanbul üzerine eğilerek, onun geçmişiyle bağlantılı geleceğini kurmak istemesi ve onu yine zararlı gelişimden kurtarmak istemesi boşuna değildir; aslında bu sorumluluk sahibi bir sanatçının sanatsal çığlığı olarak da değerlendirilebilir.

 

İSTANBUL NE KADAR ÖVÜLSE DE AZ

 

Ali Balkan resimlerinin temelinde evet, bir İstanbul övgüsü, İstanbul'u yeniden kavrama ve değerlendirme gerçekliği var. Zaten başından beri de bunu söylüyorum. Bütün sanatçılar İstanbul merkezli bir yaşamı savunmuşlar, ancak İstanbul'la birlikte varolacaklarına inanmışlardır. Büyük şair Yahya Kemal'e, ‘Ankara'nın nesini seversiniz, dediklerinide; "İstanbul'a dönüşünü" dediğini, hatırlayalım. Keza Orhan Veli için de İstanbul bir tutku ve aşk şehri değil midir.. Adası, Modası, Boğaz'ı, vapurlarıyla İstanbul, büyük bir tutkunun nişanesi olarak varlığını sürdürür onun şiirlerinde.. Her gerçek sanatçının gözünde İstanbul, tutkunun paylaşılacağı büyük bir varlık alanıdır. Bu varlık alanı içinde herkes kendine göre bir şeyler alır.

 

Türk resmi için de İstanbul bir tutkudur. Üsküdarlı Hoca Ali Rıza'nın ömrü Üsküdar başta olmak üzere, Boğaz'ı ve yalıları, köşkleri, mü)s)tena İstanbul semtlerini gerçekçi bir gözlemle anlatmakla geçmedi mi.. Keza Hikmet Onat bir Boğaz kıyısı ressamı değil midir; bütün ömrü boyunca yüzlerce tabloda bu İstanbul'un güzelliğini anlatmaya çalışmamış mıdır..

 

Kısacası İstanbul bir masal şehridir, İstanbul bir tutku şehridir ve her türlü övgüyü de hak eder. Çünkü sanatçılara İstanbul'un katkısı çok büyüktür. Zaten bunu anlayan sanatçılar hayatları boyunca İstanbul'u anlatmışlardır. Bu anlatım elbet içselleşmiş, yaratıcı ve özgün kılınmış bir anlatımdır ve zaten sanatsal başarısı da burada gizlidir.

 

Türk resminin genç kuşağı içinde yer alan Ali Balkan, kendi çağdaşlarından farklı olarak karma bir estetik gerçekliği imliyor. Bu estetik gerçeklik, sadece görsel ifade noktalarında kalmıyor onun resminde, aynı zamanda düşünsel olanla , fantastik olan ve kavramsal olan iç içe geçerek kendi kulvarını, anlatım olanaklarını geliştirerek üst bir dil oluşturur Picasso'nun resimle ilgili söylediği şey; " Ben keşfederim gerçekliği ve resmime ait kılar onu.." Olgusu Ali Balkan için de geçerlidir. O da İstanbul imgelemi içinde, İstanbul'un bütün bir varlığını keşfediyor ve kendisine ait kılıyor. Onu mozaik mozaik döşüyor. Veya şiirsel bir kıvama yükseltiyor onu. Hatta soyut ve arı konsepti içinde dile getirdiği, ve başka bir açılım gibi duran olgular bütün içinde bile, İstanbul'a göndermeler sezinlenebilir. Çünkü o bir İstanbul aşığı ressam. Şiirlerinde de bu geniş kapsamlı olarak ortaya çıkıyor. Böylece o edebiyatla görsel sanatları bir arada değerlendirmenin ortak paydalarını da yaratıyor. Sergisini bu bütünlüğü göstermesi izleyiciyi de etkilemiş ve en az resimleri kadar izleyici onun şiirlerini de ilgi duymuştu.

 

Zaten biliyoruz ki resimle şiir, edebiyatla plastik sanatlar kardeş çocukları gibidir. Her ikisi de aynı kulvardan akar. Çok farklı zeminlerde götürmezler yaratıcı faaliyetlerini. Her iki alanda birden faaliyet gösteren sanatçılar ülkemizde çok az olduğu için, insanlar genelde bir alanda ömür boyu dirsek çürütürler; buna rağmen çoğu bir şey olamadan, özgün bir model ortaya koyamadan, göçer gider dünyadan..

 

MOZAİKTEN BİR ÖRGÜLER YUMAĞI İSTANBUL

 

Binlerce parçadan oluşuyor İstanbul. Zengin bir parça bu; bir mozaik pano gibi.. Ali Balkan'ın İstanbul'u büyük bir mozaik panoya dönüştürdüğü, soyutun geometrik düzeni içinde kurguladığı resimlerinde de gerçek bir estetik katılım var. Bu İstanbul'u anlama çabasıyla ortaya çıkar bir durum. Bakın, gelişmiş, geri kalmış, farklı renk, biçim, kültür, dil, din ve yaşam şekliyle İstanbul; aslında tam da bir mozaik kent değil mi..

 

Farklı bölgeleri farklı tarihsel, toplumsal özellikler gösteriyor İstanbul'un. Sadece tarihsel, toplumsal yönüyle ayrışmıyor, zenginliğe bir katkı sağlamıyor İstanbul; aynı zamanda yaşam biçimi farklılıkları da bu mozaik zenginlik ve görünüme katkı olarak ortaya çıkıyor.

 

Sanatçı sadece renkli görüntüler oluşturmuyor. İstanbul'un zenginliğini ve renkliliğini bu yöntemle daha bir yakından keşfe çıkıyor ve bu tarihsel, doğal ve sosyal olgunun adeta renkli röntgenlerini çekiyor. Ben Ali Balkan'ın diğer resimlerinin yanında, özellikle bu mozaik görünümlü resim s çalışmalarının İstanbul'un köşe bucağına, özellikle metrolarına, büyük alışveriş merkezlerine, toplumsal, kamusal alanlara çok yakışacağını, düşünüyorum. Çünkü bunlar İstanbul'un modern yüzüne, geleceğine dinamizmine tanıklık eden özellikleriyle daha bir belirginlik kazanıyorlar.

 

Bakıyorum da İstanbul'u hayatının bir parçası haline getirmiş kaç tane ressam var bizde diye, bir elin parmaklarını geçmiyor Mozaiklerin Şehri, aynı zamanda bir varoluş şarkısı gibi.. Çok renkli taşlarla, kelimelerle örülü bir şarkı bu.. Soyut alabildiğine, herkese, herkesin düşlerine, gelecek öngörülerine, geçmiş güzel günlerine hitap eden bütünlükler taşıyor. Öyle değil mi, hepimiz hayatımızda mozaikler taşımıyor muyuz.. Çok parçalı bütünleri oluşturmuyor muyuz.. Bu çok parçalılık uyum içindeyse, huzurlu ve mutlusun, ama uyumsuz ve birbirine karşıt bir örgüdeyse, o zaman da huzursuzluk, mutsuzluk devreye giriyor; insan mutsuz, yalnız ve terk edilmiş gibi hissediyor kendisini.. Aynen şehir de böyle... Özellikle İstanbul gibi tarihsel derinliği, uygarlık birikimleri olan şehirler için parçaların uyumu çok önemli.. Parçalar eğer uyumsuz, hatta birbirlerine düşmansa, o şehir zamanla medeniyet kimliğini yitirmeye başlıyor.

 

Ali Balkan bu yönüyle İstanbul'u estetiğinin merkezine yerleştirip, işlemekle kalmıyor; aynı zamanda tarihsel bir yaraya da, bir aydın ve sanatçı yarasına da parmak basıyor. Kimlik sorunsalını da devreye sokuyor. Kimliksiz sanatçının yaratıcı olamayacağını, kendi yaşadığı şehre bigane insanların sanatçı olamayacağını yaptığı bütün resimlerinde enine boyuna göstermiş oluyor.

Bu yönüyle Ali Balkan, sadece kendi kuşağı sanatçılara değil, gelecek kuşak sanatçılara da kendi janrı içinde örnek bir model ortaya koyuyor. Onu özellikle bu yönüyle, sorumluluk sahibi, entelektüel bir kimlik geliştirdiği ve bunu bütün boyutlarıyla resmine yansıttığı için ayrıca kutlamak gerekmektedir...